İnsanlığa olan inancım nasıl sarsıldı?






Arkadaş çevremde almış yürümüş bir söylenti var "sen olsan kesin döversin" !!! Diyorum, elalemin yanında da demeyin manyak filan sanacaklar, ayrıca siz ömrü hayatınızda benim birini dövdüğümü gördünüz mü?
Sonra düşünüyorum, evet dostlar evet bir kere yanlışlıkla birini feci dövmüştüm. Hem de öyle çocuk kavgası filan değil. Bildiğin koskoca bir kadındım.
O gün nasıl kapalı hava, nasıl yağmur var. Tüm gün işim dışarıda tuturdular elime bir şemsiye. Şemsiye taşımaktan nefret ederim ama başka çarem yok verdiler elime. Tahta şemsiye ama bildiğin meşe ağacından yapılmış, hiç çekinmemişler, bütün bir ağacı kullanmışlar sanki. O eski, büyük anne mobilyaları vardır ya, tekli koltuğu yerinden kıpırdatamazsın. Şemsiye de öyle bir şey, patronun şemsiyesi, öyle ağır ki, elimde 35 ton gibi. 
Ben çıktım, yağmur da durdu. Öyle elimde bütün gün, ölesiye nefret ediyorum şemsiyeden. İş uzaktaydı, ofise de geri dönmedim, arkadaşlarla buluştum sonra. Saat akşam 10.00 gibi, şemsiye hala elimde yürüyorum eve, hava nasıl kasvetli, sanki kurtlar şehre inmiş de, kimse evinden çıkamıyor, sanki bir ben sokaktayım. Kendimi büyük anneme yemek götürüyor gibi hissediyorum, şimdi bir kurt gelecek, indirecek mideye, hayır sindirimden de haberim var, öyle karnı yarıp alınmıyorsun mideden. 
Yürüyorum artık havanın kasvetinden mi ne içimde bir korku oluştu, normalde hiç korkmadan, başına bir şey gelmeyecekmiş gibi saat kaç demeden her yere girip çıkan ben, , o gün bir tuhafım sürekli içimde bir korku.  
Bir sokağın başına geldim. Baya kestirme ama içime de sinmiyor kapkaranlık, aman dedim, yolu uzatacağıma şuradan geçeyim. Ne olacak? Ama bir yanım da diyor ki, şimdi sen bu yola girdin ama kesin burda başına bir şey gelir bak normalde korkmazsın ama neden şimdi korktun? Diyorum içime mi doğdu, normalde aklıma gelmez, ben 10 yaşında, gidelim diye tutturduğum düğünde, dansöz çıkçak diye oyalamaya çalışırlarken kaçmış, eski, yıkık, terkedilmiş çırçır fabrikasının içinden geçip, gecenin bi vakti eve yürümüş çocuğum, ama şimdi bu korku ne? Kesin başıma bişi gelecek hissediyorum, yolu da yarıladım, artık geri dönüş yok.  
Kafamda bunlar, ben paranoyak olmuş yürürken, birden bir gürültüye kafamı bir çevirdim. Bir bağırış oldu, bir baktım bir adam elleri yanda sallaya sallaya bana doğru hızını almış, kafası önde, arkasında da 3-4 adam, o an kafam da ses, savaş savaş diyor, hayatta kalma iç güdümle adrenalinim, öldür hepsini diyor, gebert pislikleri, mahvet onları. Hayatta kalmalısın, elinden geleni yap!  
Ben bu hayatta kalma iç güdümün ve adrenalinimin verdiği gazla, şemsiyemi bir çektim, adeta bir orta çağ şovalyesiyim. Adam zaten yanımda çarptı bana, eliyle de tutmaya çalışıyor, ben gözümü kapadım adama nasıl vuruyorum, nasıl vuruyorum 35 tonluk şemsiyeyle, diyorum tüm gün yanımda taşımamın bir nedeni varmış, küt küt sesleri duyuyorum, gözlerim kapalı, nasıl vuruyorum, nereye vuruyorum bilmiyorum.
Diğer adamların sesiyle bir ara yerinden çıkan beynim geri yerine gelmeye başladı, abla mı diyorum? Hadi ya, gücümü gördünüz abla oldum di mi şimdi diğerlerine de gelişigüzel sallıyorum, ama bir ara beynim tam yerine oturdu sanırım, ya bi gariplik var, 5 adam heralde bişi yapmak isteseler yaparlardı, abla, yapma abla, napıyorsun abla gibi cümlelere durdum bir an aniden. Etrafıma baktım, ben neredeyim? Ne yapıyorum, adamı neden dövüyorum.  
Adamlar da kollarımı tutmuşlar. Dedim siz bana bir şey yapmıyor musunuz ya? Abla dedi ne alaka, şakalaşıyoduk, arkadaşın dengesi bozuldu, sana doğru hızını alamadı düşüyordu. Çocuk da diyor, düşüyordum abla, sana tutunmaya çalıştım, can havliyle, kusura bakma. O an ki, bakışımı çok merak ediyorum, surat ifademi. İyice dövdüğüm çocuğa dönüp "kaarrdeeşşş, ben sana fena vurdum, acile mi gitsek" filan diyorum, çocuk iki büklüm abla ne yaptın sen ya diyor. Ben hala acil de acil. Yok diyorlar bak diyorum, içim rahat etmez, ya diyorum sen birden bana doğru kollarını açınca, arkanda da arkadaşları görünce, hele bir de tutunca beni, aklımı kaybettim korkudan, bir şey yapacağınızı sandım. Haklısın abla diyorlar ama, bir yandan da bakıyorum kimisinin suratında alaycı bir ifade, sırıtıyorlar, ama çocukk yediği dayakla kalmış. Neyse, baktık çocuğa, bir şeyi yok, dedim kardeş haber filan edin, yok abla dediler, bir şey olmaz. Karşılıklı özür dileyip, barışıp, anlaşıp ayrıldık, hayatımıza kaldığımız yerden devam etmek üzere.  
Ama içimde nasıl bir vicdan, nasıl ağlayacağım. Ya resmen küt küt acımadan adama vurdum. Selen diyorum sen böcek öldüremeyen insansın, nasıl böyle bir şey yaptın, aklıma adamın kemik sesleri geliyor resmen. Üzüntüden ölecem.
Sonra adrenalinimle, hayatta kalma iç güdüme bir kızdım, dedim siz kaza olsa arkadaşımı çiğ çiğ yedirtirsiniz bana, bu gazla açlık oyunlarına filan katılsam, acımadan karşısındakini öldüren o iğrenç tiplere döndürürsünüz, siz beni katil mi yapacaksınız diye içimden nasıl bağırıyorum. Çıkın gidin hayatımdan...
O gün kendi halimi gördüm ya insanlığa olan inancımı yitirdim dostlar. İşte insan böyle bir yaratıkmış demek, kendimden biliyorum artık. Bir infial olsa, varya aklımız kaçar, şu dünyada varolacaz diye, birbirimizi çiğ çiğ yeriz, sanki hayat harika bir şey, şu evrandeki küçücük, önemsiz varlığımız, bize neler yaptırabilir, hayat hiç birimizi hayatta kalma iç güdüsüyle sınamasın. 

Bu da böyle bir anımdı. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CEHENNEMDE GÖRÜŞMEK ÜZERE !

Kıvanç Tatlıtuğ'u Rüyada Görmek

Şehirler ve Renkler