İçimizdeki O Susturamadığımız Taşralığımız

                       


                                Olmuşuz Avrupai ama hücreler ortadoğu ! Ya siz banyo yapmak için, Bizimkiler dizisini bekleyen bir kuşaksınız, her sabah ilk iş duşumu alır, öyle çıkarım diye hava atmanızın manası yok,  havamız kime, sıcak bir duş ne zaman tüm sorunların çözümü oldu, hepimiz, birbirimizin  geçmişini biliyoruz. Sene 1998 Alman arkadaşlarım bizde kalıyor, annem anlatıyordu herkese, "ay gavur dersin ama senden benden temiz insanlar, her sabah duş alıyorlar" diye. Ya bir toplum bir sabah duşuna bu kadar şaşırır mı?  Senin geçmişin bu. 

                              İşte sen istediğin kadar da öyle davran, birden beklemediğin bir anda ortaya öyle çıkıveriyor ki taşralılığın, susturamıyorsun. Bir gün, "Kim Milyoner Olmak İster" programını izliyoruz ailecek, hepimiz kendi kulvarlarında ya sen de katılsana, kesin en az 60.000 alırsınız, soru çıktı, "bir yerin açılışında yapılması gelenek haline gelen davranış nedir?" diye daha şıklar okunmadan, hiç düşünmeden , ağzımdan yüksek sesle "lokma döktürmek" çıktı, kardeşimle babam da kafalarıyla onaylıyor, şıklar açıklandı, lokma döktürmek yok, biz şok, sonra "hımm kurdele kesmek o zaman". Benim için zamanın durduğu an, uzun bir sessizlik olup, birbirimize şaşkın şaşkın, uzun uzun baktığımız an, hayır sorunun cevabını bilemediğimize değil, nasıl lokma döktğrmek olamaz diye şaşırmaktan. Nasıl ya, benim bildiğim bir yerin açılışında lokma döktürülür. Sonra acı acı güldük birbirimize, hay dedik Manisalılar. Nereliysen osun arkadaş ve İbn-i Haldun boşuna dememiş "Coğrafya kaderdir" diye. 

                               Büyükşehirde taşralılık da zor, bu ancak benim gibi taşralılarr anlar, şimdi modern hayatı tek başına göğüsleyen, modern hayatın tüm olanaklarından faydalanan, yanlız başına, bir metropolde hayatta kalmaya çalışan bir kadınsın, arkadaşların lüks bir bara eğlenmeye çağırıyorlar, müthiş modern, muazzam avrupai bara oturmuşsunuz, karşıda haliç manzarası, rengarenk şehir ışıkları, serin serin esen rüzgara karşı şıkır şıkır giyinmişsin, bilmem kaç paralık fuşya rengi kokteylini yudumlarlarken, bir isteğini söylemek için çağırmaya çalıştığın garsona "karrdeeeeeşşşşşşşş" diye bağırmanın ne anlamı var. Dış görünüşe, herkes "wellcome" where are you from" iç ses "karrrdeeeeşşş bakeveee" " ayo nere kodunuz tuvaleti ara ara bulamadım". 


                         Bir de arkadaş diyor ki, ya bizim gittiğimiz o yere haftasonu filan bizi almazlarmış, yok efendim bişi üyeliği filan lazımmış, yok efendim siz nası girdiniz oraya diye şaşırmışlar. Eee dedim benim gibi bi taşralı bir fakirin burda ne işi var diye, ben de düşünmedim değil yani, ha bir de diyor bir hafta sonra Cem Yılmaz orada parti vermiş, ya dedim, bizim peki orada ne işimiz vardı, o kokteylin pahalılığının içime oturmasından belli yani, ben ısmarlıcam dediğinde,  sana bundan daha büyük bir kötülük yapamayacağımı anlamamdan. Ha bir de diyor, Cem Yılmaz partide bilmem kaç yüz pide istetmiş oraya, ah bebeğim ya, bak susi filan değil, pide.. Kavurmalı filan olaydı hele..Gidip Cem Yılmaz'a sarılmak istedim, içimde bişi canlandı. Bak işte gerçekler Paris olsa bile, sen ille Eminönü istiyosun. Pideye kurban ! 
                                  

                                     

                           

                             

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CEHENNEMDE GÖRÜŞMEK ÜZERE !

Kıvanç Tatlıtuğ'u Rüyada Görmek

Şehirler ve Renkler