Dedi ve....


              Size İzmir Fuarı'nda nasıl belden aşağıma felç indiğini anlatmış mıydım? Aaa hemen anlatayım o zaman.  

                   Asla yapmam deyip, iki dakika sonra asla yapmam dediğim şeyi böyle canla başla, zevkle yaptığım bir dönem vardı. Artık arkadaşlarım bana "dedi ve yaptı Selen" diyorlardı. Asla demem ve arkasından o yapmam dediğim şeyi yapma hızım, ciddi patalojik bir soruna işaret ediyordu çünkü. 
                        Birgün kuzenlerim ve kardeşimle, İzmir Fuarı'na gittik. Lunaparkta dolaşıyoruz. Kuzenlerim birden, hadi radara binelim dedi. Radar dediğim de tırt bir roller coasterımsı işte. "Asla binmem ben ona ya" dedikten sonra kendimi biletler alınmış, sırada beklerken buldum. Ben ne yapıyorum ya derken çoktan radarın içine kardeşimle oturmuş, yavaş yavaş hareket etmeye başlamıştık bile. Artık her şey için çok geçti. Kardeşim de o dandik rayların, zangır zangır titreyen inşaat iskelesi gibi demirlerin farkına varmış olacak ki, "Biz böyle bir şeyi neden yaptık." diye söylenmeye başladı. radar hızlandıkça " Abla baksana şuna ne kadar güvenliksiz, bu uyduruk şey kesin devrilecek, çökecek ya da raydan çıkacağız. Kesin öleceğiz, kesin ölüm geliyor, ölüme bu kadar yaklaşmamıştım diye kapadı gözlerini, yapıştı koluma, sürekli öleceğimizi ve o tombalak atılan yere gelim gelmediğimizi soruyor. 
                  Ben de sürekli ölümü çağıran  gözleri kapalı, bana sarılmış kardeşime rehberlik etmek için gözüm sürekli açık, "yook yeaa bişi olmaz bak geçtik, bitiyor. ben bunların nelerine bindiydim" deyip tombalakta nasıl dönemeyip, baş aşağı çakılarak öleceğimizi, ölmezsek burundan aşağımızın felç olacağını hayal ediyorum. Hayır bari boyundan aşağısı olsaydı diye üzülüyorum bir de. Ha tombalağa geldik, ha döndük derken, tüm süreci delice gözlerim sonuna kadar açık, gayet sakin numarası yapıp izledim, öleceğimizden emin olarak.
                           Bitti sonunda ölümcül turumuz ve bize gerçekten de bir şey olmadı. Kardeşime dönüp "bak gördüm mü ben sana dedim bişicik olmaz" dedim, çıkıyoruz trenden. Kardeşim atladı çıktı, tabi bağırmış bağırmış atmış içinden kötü düşünceleri, ben gayet normal, hiçbir şey olmamış gibi gülücükler saçarken, ayağımı dışarıya bir attım, bacak tutmuyor. Ayağımda da hafif dolgu topuk, yeni aldığım sandaletler var. Sanki, çok lazımmış gibi giymişim o gün özenip. Baktım kardeşim hızla uzaklaşıyor, elimi uzattım ona doğru bir yardım çığlığı gözlerimde, arkasına bile bakmadan koştu gitti. Adamlara seslendim ayaklarımı gösterip "kaaardeş" diye ama ses çıkmıyor. Koluma girdi adamlar da, böyle belden aşağısı boşalmış bacaklarım sürüklene sürüklene babamlara teslim ettiler. bir kaç kişinin daha yardımıyla arkada bacaklar, sarkmış yandaki çay bahçesine götürüldüm. Çay bardağını tutamıyorum, elim de zangır zangır titriyor. Ailecek gülüyorlar. neyse, aradan üç saat geçti ve ben normale dönmeye başladım. Ama arada bir o dolgu topukların üzerinde bir boşalma geliyor bacaklara, yeni doğmuş oğlak yavrusu gibi oradan oraya savuruyorum kendimi yürürken, hemen koluma giriyorlar.  
                  Neyse, demem o ki hiç bir şeyi içinize atmayın. Bağırın bağırabildiğiniz kadar. Ne hissediyorsanız onu yaşayın. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CEHENNEMDE GÖRÜŞMEK ÜZERE !

Kıvanç Tatlıtuğ'u Rüyada Görmek

Şehirler ve Renkler