BENİ BU SOĞUK HAVALAR MAHVETTİ



                   Aşk kapımı çalsa "pardon dayı yanlış gelmişiz" diyeceği soğuklar başlamıştı. Ev modasında bu sene yine alt polar üst yün hakimdi. Doğalgazdan da tasarruf etmek için içime çıtçıtlı badiler giyilmiş, t-shiRtler pijamanın içine sokulmuş,  bir şapkalı bluz giyilmiş, üzerine de bir dede ceketi atılmıştı. Bu dolulukla düşsem tek başıma yerden kalkamaz, ancak yuvarlana yuvarlana yoluma kaldığım yerden devam edebilirdim. 
               Pijamamın altını pembe-beyaz polar çoraplarım içine koyarken,  gitgide babama ne kadar benzediğimi farketmiştim. Nedense yaşlandıkça evde bere takma alışkanlığı da başlamıştı. Kel de değildim, kuaföre gidince ay kes kes bitmiyor dediği saçlarımla kafam nasıl üşüyebiliyordu anlamıyordum. Gece tuvalete kalktığımda kardeşimi uyanık görsem, uzun uzun farkedilene kadar izliyor "ne oldu?" diye sorulunca üzerine kalın bişiler giy deyip sessizce oradan uzaklaşıyordum. Kışın tam bir baba, tam bir dayı hatta tam bir dedeye dönüşüyordum. Yıllarca giydiğim aşırı eski hırkayı grunge modası adı altında yıllarca nasıl da satmıştım arkadaşlarıma, sanarsın Kurt Cobain !  Artık parça parça üzerimden dökülürken, ondan ayrılma vaktimin geldiğini anlamış, nasıl da hüzünlenmiştim. Param olsa Karaca Ahmetten mezar alıp oraya gömecek, her pazar ziyarete gidecektim hırkamı. Neyse ki, yerini kırmızı beyaz çizgili, şapkalı polar sabahlığımla doldurabilmiştim. Ne zaman üstümde olsa, dağaınık saçlarımla elimde viski bardağı eksikti. Tam eski Türk filmlerindeki alkolik kadına dönüşyor, etrafıma ayağına patik giy, üzerine yelek al diye terör estiriyordum.
                                       O saten pijamaları, seksi gecelikleri kışın nasıl giyebiliyorlardı. İdrar yolları enfeksiyonuna davetiye çıkarmak açıkçası hiç tercih etmeyeceğim bir seçimdi. Dışarda havanın o derece soğuk olduğunu bilirken, içerisi çok sıcak bile olsa ben o yaz havasını yaşayamazdım evde. Kışı yaşamam lazımdı benimdi, hissetmem lazımdı içten içe. Sonuçta sobalı evlerde büyümüş bir insandım ve tuvalete giderken aniden değişen havayı iyi bilirdim. Hücrelerime yerleşmişti sobalı ev, birden kombiye doğal gaza geçtik diye çıkarıp atamazdım içimden. 

                              Valla kombi alışkanlığımız da mazot ile başladığı için hiç bir zaman hissedememiştik o gerçek merkezi sistem gürül gürül kaloriferli ev havasını. Kışın evde kısa kollularla gezen bir aile olamamıştık. Yakalayamamıştık o aşırı sıcaklığı evde ay mazot pahalı, mazota zam gelmiş diye diye kurmuştuk gene sobayı salona ne olur ne olmaz derken. Isınamıyorduk kaloriferle, içimiz hep soba çekiyordu. İşte çocuklar bunlar hep kalıcı hasarlar bırakıyor beyinde. Böyle kökleyemiyorsun kombiyi, alışıyorsun o soğuklarda yaşamaya kat kat giyinip. Sürekli çınlıyor ananenin " A Selen üzerine yelek key" sözleri kulağında, aklına geliyor dedenin, "belin açılıyor, üşürsün, sok içine yavrum kazağını" deyişleri. Babanın tuvalete kalktığında, seni uyanık görünce, arkadan yaklaşıp sessizce seni stalklaması gece gece ve "ne oluyor ya" deyince "üzerine kalın bişi giy" demeleri çıkmıyor kafamdan sonra bir bakmışsın içinde omzunun kenarına iliştrilmiş nazar boncuklu atlet, kazağın pijamanın içinde, üzerinde el örgüsü yelek evde dolaşıyorsun. Çünkü o bel üşür, yannayak yere basınca hasta oluverisin, sırtını sıcak tutmazsan öksürürsün...... Sırt, ayak bel önemli ağalar, bunlardan taviz verirsem ölecekmişim hastalıktan fikrini atamıyorum kafamdan.











Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CEHENNEMDE GÖRÜŞMEK ÜZERE !

Kıvanç Tatlıtuğ'u Rüyada Görmek

Şehirler ve Renkler