Özgüvenin yerini sinsi bir alaycılığa bıraktığı anlar!

              

                       Çok yakında raflardaki yerini alacak "Ben Metrobüs'e bindim ve kirlendi dünya" adlı romanım şöyle başlamakta;    
       
                    O sabah yatağımdan garip bir şekilde özgüvenli, kendine aşık bir şekilde, harikulade hislerle uyanmıştım. Adeta kendimi Mustafa Sarıgül gibi hissediyordum. "Sayın Ciguly dişlerini işte böyle güzel fırçalar", "bu dünya da başka Sally Ciguly yok" gibi cümleler kuruyor, kendime ismimle hitap edip, önüne sayın gibi sıfatlar ekliyordum. Bir an önce sokağa çıkıp Şişli halkıyla kucaklaşmak istiyordum. İşte sonra, hazırlandım , evden çıktım ve metrobüse yürümeye başladım.                              
 
                    Birazdan tehlikeli yolculuğum başlayacak, o teyze beni itip yine en güzel yeri kapacaktı. Metrobüs, maceralarımla, evrim teorisi arasında kurduğum garip bağlantı da, "doğal seleksiyonda ilk elenen sen olacaksın ve türünün devamını sağlayamayacaksın" diyordu. Bu yetmezmiş gibi "sonuçta, gecenin bir köründe, bomboş metrobüste yer kapamayan sen, amansız doğa şartlarına mı uyum sağlayacaksın allah aşkına" diye ekliyordu. Yer kapamasam da o kalabalıkta insanları dize getiren alfa dişiliğim bana umut oluyordu. Her an hiç utanmadan çirkefleşebileceğimi belli eden, tacizcileri uzaklaştıran vahşi bakışlarımla etrafa yine de bir korku salabiliyordum. 
 Ama yine de metrobüste yaşam çok vahşiydi ! Artık gücüm kalmamıştı. İnerken, metrobüs şoförüne sordum, "hayat her zaman bu kadar zor mu, yoksa sadece Metrobüste mi böyle" dedim, "Bu hep böyle" dedi, kestirip attı, suratıma anlamsız anlamsız bakıp ne diyor bu gerizekalı diyen gözleriyle. Sanırım sinirlenmişti de. Neyseki, Mecidiyeköy'e gelmiştim. İnecekleri beklemeden itiş, kakış, tepiş binmeye çalışan bir kaç kişiye bağırıp, karşılık verenleri tekmeleyecektim yine. Yeni bir mücadele beni bekliyordu ve şoför, hiç umrunda bile olmadan, konforlu tahtından bu olanlara küçümsercesine bakacaktı. 
Taa Beylikdüzü'ne kadar gidip, çıkışta 10 kuruş para üstünü unutmayıp alan da bendim. Hiç unutmuyordu, bu sistemi bulan ve "kesin 100 kişiden 43'ü unutur, 25'i de zaten bilmiyodur, düşünsene abi iyi para eder" diye düşünen ve uzaklara dalıp, hesap yapan adama ve Kadir'e inat ! Resmen muhalefetimi, 10 kuruş para üstüyle yapıyordum ! Hiç unutmuyordum.   Sonra durakta ellerim havada, ancak romanlarda duyabileceğiniz o kahkahayı attım ve dizlerimin üzerinde, yumrularım havada bağırdım "Kadddiiiirrrrrr"" diye ! 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CEHENNEMDE GÖRÜŞMEK ÜZERE !

Kıvanç Tatlıtuğ'u Rüyada Görmek

Şehirler ve Renkler