Şişmanlık Kader Değil midir?

               



                   Yıllar önce aşırı zayıf, aşırı yaşlı, aşırı düz ve az saçlı, aşırı esmer teyze (ki esmerleşmem zayıflamamdan daha zordu) beni arkadaşlarına gösterip, "ay maaşallah ne güzel kız, aynı benim gençliğim" demiş ve arkadaşları da bunu onaylamışlardı. O gün, gözlerimi açmış, şaşkın şaşkın, teyzeye bakarken, anlamıştım  ki, istediğim zayıflığa  ancak 80 yaşında ulaşacaktım ve 80 yaşına kadar yaşama ihtimalim yoktu ! 

                         5 kilo doğmuştum ve o günden bugüne zayıf olmak nedir bilmemiştim, ideal kilomu hesapladıklarında bile 70 sonucunu buluyorlardı ki, oysa kemiklerim de inceydi, kemikli desen, kemikli de değildim, basit bir matematik hesabıyla ideal kilomda bile hala bütün arkadaşlarımdan şişman olabiliyordum. Bu nasıl bir vücut kitle oranıydı. Bir panda nasıl sadece bambu yiyerek şişman olabiliyordu? Babam bu kadar güzel pasta yapmasını nerden öğrenmişti?

                Dünya henüz benim zayıflamama hazır değil diyerek bir pazartesi daha diyete başlamamıştım,  ama 12.42 olmuştu saat anca ağzıma bir lokma poğaça ile kahve girmişti. Haftasonu yediğim kerevizlere, haksızlık edercesine, dengesiz beslenmenin kitabını yazıyordum. Akşama büyük ihtimalle, bir tencere makarna yiyecektim, üstelik yanında yoğurdu, salatayı eksik etmeyecektim. Sadece salata-yoğurt da yiyebilirdim tabi ama sadece salata benim için herhangi birşey ifade etmeyecekti işte, içine tavuk da balık da atsan, o sadece salataydı ve başka bir yemeğin yanında yenebilen bir şeydi. Zaten, bir insanın salatayla doyabilme kapasitesine hep şaşırmışımdır. O anlık şişirir, yarım saate yine acıkırsın ! Tutar mı bir salata allah aşkına bütün akşam. Anlayacağınız o yemeğe gidip salata isteyen kadın da hiç olamamıştım.

                 Hayır bir gün, o kız ve sevgilisi, ben ve sevgilim yemeğe çıkacağız ve masada yine en çok yiyen ben olacağım diye ödüm patlıyor. Şimdiye kadar ucuz atlatmış ya da farkına varmamıştım ama en büyük fobilerimden biriydi bu, o kadın mıy mıy salatasını bütün masadakilerden sonra bitirecek, ben ise kendimi durdurmak için ona ayak uydurmaya çalışırken, yine de en önce ben bitirecektim. Aslında, şöyle bir şansım vardı ki, konuşmaya başladıysam, yemeye fırsat bulamayıp, en son başlayan olabiliyorum ama "aa benim yemeğim neden bitmedi" dedikten, 20 saniye sonra, arayı kapatıp, gruba yetişiyordum. İşte o kadın, sessiz sakin, salatasını yerken ben hem, en çok konuşan hem en çok yiyen olarak tarihe adımı altın harflerle yazdıracaktım. Ve hala oturmuş bol tereyağlı olmasını istediğim mantımı yerken, yanına da şundan söyleyelimm mii aşşkkoommm, bundan da yiyelümm mmüüü, diye yanımdakini ikna etmeye çalışacaktım. O salatacı kız da iğrenircesine bana bakacaktı. Sonra da, "ay nasıl yiyorsun onları, ağır gelmiyor mu?" diyecekti, yüzünü buruştura buruştura ben sevgilimin yemeğinin suyuna ekmeğimi banıp "ay keşke bundan söyleseymişim çok güzelmiş" derken. O kadın neden bir türlü ben olamıyordum?

                             İşin garip kısmı, arkadaşlarım da zayıfından, şişmanına benim gibiydi. Birbirimizle sakatat muhabbeti yapıp, ay olsa da yesek diyorduk. Dışarıya çıktığımızda, o gelen çerezin bitme hızına şaşkınlıkla bakıyordum. Işınlanma için gereken o hız, biz çerez yerken elde edilebilirdi. Işınlanma için gerekli teknoloji, kajularla, antep fıstıklarını seçerken biz idik. Diğer insanlar için zaman normal olarak akarken, bizim masada adeta zaman duruyordu. Masada bir karadelik oluşturup, kendimizi yok edebilirdik. Bu nasıl bir arkadaş çevresiydi ki, yemek grubu kurmuş, toplanıp her hafta delice yemek yapıp, sabahlara kadar yiyorduk.

                             Haftaya pazartesi, rejime başlayacağım diye söz veriyordum kendime tüm bunları düşünürken, herkes şaşıracaktı, en yağsız tuzsuz yemeği seçip, yanında maden suyumla eşlik ederken. doğanın dengesi bile bozulabilir, tufanlar alabilirdi yaşadığım coğrafyayı. İlk hafta zor geçecekti belki, önüme gelene bağıracaktım,sinirimden ağlayacak, yastıkları ısıracaktım ama, bünyem alışacak, ay ben dürüm yiyemem, ağır geliyor diyerek reddecektim tüm teklifleri. Tabağımdan aldığım, küçücük lokmayı mıy mıy 35 dakikada çiğnerken, insanları, yargılayacaktım gözlerimle. Ya o öyle mi yenir diye. Tatlıyla aram hiç yok diyecektim. Ucundan tadına baksam, ay çok şekerli geldi, ağzımın tadını bozdu diyecektim. En önemlisi akşam altıdan sonra bir şey yemeyecektim. Çayın yanında bisküvi ne bileyim dizi izlerken çitletilen bir kilo çiğdem benim için, çok eskilerde kalmış kötü bir anı olarak kalacaktı.

                            Neyse, bugün de pazartesi olduğuna göre, önümüzdeki pazartesiye daha çok var. O zaman kadar, hala böyleyim gençler,  Şimdi de biraz ara vermişken, kahve yapayım, oralarda kek mek var mı ya? Canım çok tatlı çekti?

                                       









Yorumlar

  1. Aynı ben :)) ama ben yarın rejime başlıyorum. Yani öyle olmasını istiyorum. Neyse bi sabah olsun da :)

    YanıtlaSil
  2. Yaw o haftasonu kerevizinin tadı damağımda kaldı... Salatanın da soğanı nefisti... Bak hala ağzıma geliyor tadı, anam... O değil de bir dil yapsak ya düdüklüde... Ama üç kişiden fazla olmayalım. Yoksa kan çıkar valla. Uç kısmı bir insana zor yetiyor zaten. Padişah Sofrası'nı biliyorsun di mi? Abide-i Hürriyet'in üstünde Mecidiyeköy Camisi'nin çaprazında Mecidiyeköy tarafına doğru. İki saat önce oradaydım. Kelle yedim anam, hem de ne yemek... Adamlar bu sefer dana kellesi mi koydu nedir... Tepeleme beyin, yanak, dil... Ancak bitirebildim. Çogh güzeldi be Sally... Bence pazartesi olmadan gidip bi yiyelim sen ööle başla bu diyete... Ne dersin?

    YanıtlaSil
  3. Hehehe, ya biz o diyete hiç bir zaman başlayamayacağız sanırım, Pınar :) Ama yok ben başlıcam ! Akgün sana diyebileceğim tek şey var, Oohhhh Yeeeaaaa !!

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

CEHENNEMDE GÖRÜŞMEK ÜZERE !

Kıvanç Tatlıtuğ'u Rüyada Görmek

Şehirler ve Renkler